Ben Kimim?
19.08.2018
23 Eylül 1998 yılında Irak’ın Kerkük şehrinde dünyaya geldim. Dört çocuklu Türkmen bir ailede büyüdüm. Kardeşlerim arasında en küçük bendim. Irak’ta zor bir hayatım oldu. Bunu söylemek biraz komik hissettiriyor, çünkü Orta Doğu’da dünyaya gelip de zor bir hayatı olmayan LGBT birey var mıdır? Ama evet, zor bir hayatım oldu. Hayatı dinden, kavga ve gürültüden, şeriattan, namustan, örften ve adetten ibaret olan sıkıcı, çok sıkıcı bir ailede büyüdüm. Babam ilkokul terk, cahil bir adamdı. Annem ortaokul terk, cahil bir kadındı. Üç tane kardeşim ise çok farklı değillerdi. Benden bir büyük erkek kardeşim çocukluğumu bana zehir etti. Beni hunharca, hemen hemen her gün diyebileceğim sıklıkta döverdi. Beni hayattan bezdirmişti. Öleyim de kurtulayım dediğim çok olmuştur onun yüzünden. Sadece çocukluğum ile kalsa ne güzel, eziyeti ergenlik çağına kadar devam etti. Ailemizde şiddet çok yaygındı. Babam denecek adam da sürekli, okulda başarısız olduğu için kardeşimi döverdi. Sanırım o da sinirini beni döverek çıkarıyordu. Ben çok iyi niyetliydim, beni o kadar dövmesine rağmen, babam onu her dövdüğünde içim sızlardı. Babamdan saklanması ve onu dövdüğünde daha az acısın diye bol kıyafetler giymesine yardım ederdim. Bir gün onunla son kavgamı ettim, tam olarak hangi kavgamızdı hatırlamıyorum ama o günden sonra benim için ölmüştü. Bir daha yüzüne bile bakmamıştım. Yıllar boyunca onunla zorunlu olmadığı durumlar hariç katiyen konuşmadım. Çocukluğumu hep yaşamadığımı, yaşayamadığımı düşünürdüm. Eve geldiğinde nefes almaya bile korktuğun bir baba, sürekli ibadetle meşgul olan ve sanki öteki dünyada yaşıyormuş gibi davranan bir anne, sürekli döven bir büyük kardeş, bunun nesi çocukluktur ki… Bunun nesi hayattır ki? Diğer kardeşlerim de kendi çaplarında benimki gibi bir hayat yaşıyorlardı, onlar da hallerinden memnun ve mutlu değillerdi. Ama hiçbiri benim kadar cesur değildi. Hayal güçleri yoktu. Hep o lanet rutine ayak uydurdular ve sonunda anne ve babalarına benzediler. Ben ise, kaçtım. Kendimi kurtardım. Ta çocukluğumdan beri bir gün o aileden, o ülkeden, o okuldan, o lanet sıkıcı rutinden bir gün kaçacağımı biliyordum. Ta çocukluğumdan beri para biriktirmeye başladım. Ailemin maddi durumu iyiydi, para biriktirmeye uygun bir durumdaydım. Okul harçlıklarımı, bayramlıklarımı sürekli biriktirdim. Çocukluğumdan beri o kesin kaçış planının hazırlıklarını yaptım. Bayramda lunaparka gittiğimizde, tüm kuzenlerim paralarını oyunlara binmek için harcarken ben bir kenara attım. Hep biriktirdim. Ve sonunda da kaçtım. Kaçış planımı çok akıllı bir şekilde işledim. Detaylarına girmeyeceğim ama çok aksiyonlu bir kaçış olduğunu söyleyebilirim.
“Türkiye ye Kaçışım ve İşim”
Ailemden ve o bitmek bilmeyen, sonsuzluktan daha uzun hissettiren lanet sıkıcı, üzücü, yavaş, acı dolu hayatımdan kaçalı tamı tamına bir yıl üç ay oldu. İlk olarak turist vizesi ile İstanbul’a geldim, orada yaklaşık iki ay kaldıktan sonra hırsızlığa uğradım ve her şeyimi kaybettiğim için ilticaya başvurmak zorunda kaldım. İstanbul ilinde mültecilerin kalmasına izin verilmediği için Eskişehir’e, şuan bulunduğum şehre gönderildim. İyi ki de gönderilmişim, Eskişehir’i seviyorum. Rahat ve güzel bir şehir. Akıl almaz derecede yakışıklı erkeğin olması da bir artı tabii. Zor ve meşakkatli bir yıldı ama çok şükür ki sonunda hayatımı rayına koymayı başardım. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) projesi olan Kilit Mülteci Gruplar Projesi Eskişehir ofisinde Arapça tercüman ve saha çalışanı olarak işe alındım, dört ay önce. Bunun Türkiye’ye geldiğimden bu yana başıma gelen en güzel şey olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’ye geldiğimden beri bir sürü iş yeri değiştirdim, hepsi hizmet/restoran sektöründe. Bu işe girdiğim dönemde çok büyük bir depresyondan geçiyordum, zaten hayatımın büyük bir kısmını depresyonda geçirdim. Pes etme noktasına gelmiştim, en son tezgâhtar olarak çalıştığım işimi bırakıp ve en korkulu rüyam olan seks işçiliğine başlamayı düşünüyordum. Neyse ki o planı işleve sokmadan bu işi buldum ve son dört aydır mutlu bir şekilde çalışıyorum. Proje kilit mülteciler, yani LGBT mülteciler odaklı çalışıyor. Bu yüzden de cinsel kimliğimi gizlemeye gerek duymadan açık ve rahat bir şekilde çalışıyorum. Geçiş sürecim sırasında koruyabileceğim bir işim olduğu için şanslıyım, evet bunun farkındayım. Birçok trans mülteciye göre şanslıyım. Evet, bunun da farkındayım. Bana tanınmış olan fırsatların kıymetini çok iyi bildiğimi ve bana verdikleri şans için UNFPA, Kırmızı Şemsiye Derneği ve işe alınmam da rolü olan herkese sonsuza kadar minnettar olduğumu bilmelerini isterim.
“Geçiş Sürecine Doğru Attığım İlk Adım Neydi?”
Sürecimde attığım ilk adım neydi? Telefon ile Ankara ilinde bulunan ve içinde cinsel kimlik konseyinin bulunduğu Hacettepe Eğitim ve Araştırma hastanesini her gün onlarca ve yüzlerce defa aramaktı. Türkiye’de yanılmıyorsam cinsel kimlik konseyinin bulunduğu altı ya da yedi tane Eğitim ve Araştırma hastanesi var. Ankara, Eskişehir’e en yakın olduğu için Eskişehir’de ikamet eden trans bireyler tarafından Hacettepe genellikle tercih ediliyor. Hacettepe çok yoğun bir hastane ve çağrı merkezi numaraları olan 444 4 444 hattının düşmesini sağlamak için sabah 07.59’dan itibaren hiç durmadan, aralıksız bir şekilde aramanız gerekiyor. Bu yöntem çok zor ama sonradan randevu alırken bilmediğim bir yol daha öğrendim. Hacettepe’nin online randevu sistemi var. Ve bu sistem saat tam akşam 5’te aktif hale geliyor. Saat tam beşte sisteme giriş yaparsanız daha kolay bir şekilde randevu alabilirsiniz. Ama tabi, bir sürü insan sistemin açılmasını bekliyor, o yüzden randevuyu kapabilmek için bilgilerinizi inanılmaz bir hızda girmeniz gerekiyor. Çünkü her gün 10-15 kişiye randevu veriliyor, TÜRKİYE GENELİNDE! Dediğim gibi, randevu alırken bunu bilmiyordum o yüzden her gün erkenden kalkıp 07.59 gibi 444 4 444 numaralı telefonu arayıp randevu almaya çalışırdım, onlarca ve yüzlerce defa aradım her gün. Bir keresinde 229 kere aradığımı hatırlıyorum. Ha, hat düşse bile, bu kesin olarak randevu alacağınız anlamına gelmiyor. Çoğu kez, “…. Bölümü için randevularımız dolmuştur, lütfen yarın saat 8 de tekrar deneyin” sesi ile karşılaştım ve bu beni ÇILDIRRTI!!!! Neyse, uzun çabalar ve tabi, aramalar sonucunda randevu almayı başardım. Telefon ile Endokrinoloji bölümünden 15 Mayıs 2018 tarihine, 09.00 ya da 09.30 -tam hatırlamıyorum- saatine randevu aldım. Bu süreç esnasında 19 yaşındaydım ve önceden de bahsettiğim gibi UNFPA Kilit Mülteci Grupları projesinde çalışıyorum. Böyle LGBT odaklı bir projede yer almak iş ortamında beraber çalıştığım insanlar ile sürecimi rahat bir şekilde konuşabileceğim ve fikir ve yardımlarını isteyebileceğim anlamına geliyordu. Hemen hemen herkesin ilk önce yapması gerekenin ne olduğu ile ilgili bir yerlerden duyduğu bir şeyler vardı ve bu kafamın daha çok karışmasına neden oldu. Söylediklerini her zaman en çok dikkate aldığım insanlardan biride biricik ve dünya tatlısı ofis sorumlumuz oldu. Bu konuda çok daha fazla tecrübeye sahip ve bir sürü trans mültecilere geçiş süreçleri konusunda yardımcı olmuş KAOS GL ile iletişim halindeydi O. Randevu almaya çalışırken, önce Psikiyatri bölümünden randevu almam gerektiğini söyledi ve bu doğru bir bilgiydi. Ben de Endokrinoloji bölümünü bırakıp Psikiyatri bölümünden randevu almaya çalıştım. Ama Psikiyatri bölümünün Türkiye genelinde günlük beş kişilik bir kotası vardı. Randevu almak hemen hemen imkânsızdı. Ben de mecburen tekrar Endokrinoloji bölümünden randevu almaya çalıştım ve daha önce de bahsettiğim gibi, 15 Mayıs 2018 tarihine randevu aldım. Randevuyu aldıktan sonra, Hacettepe’de 9.30’dan sonra kan tahlili yapılmadığını öğrendim. O yüzden kan tahlili yaptırabilmem için, ki bu Endokrinoloji bölümü için zorunluydu, saat 8.30’a randevu almam gerektiğini öğrendim. Bu kısmen doğru bir bilgiydi. Evet, 9.30’dan sonra kan tahlili yaptıramıyordunuz ama sadece Endokrinoloji bölümünden yönlendirildiyseniz geçerli bu kural. Ama bu ne demek oluyordu? Gidersem kan tahlili yaptıramayacağım demek oluyordu. O yüzden bende randevumu iptal edip Hacettepe’nin akşam saat 5’te açılan online randevu sisteminden saat 8:30’a randevu almaya çalıştım. Saat tam 5’te denersem 8.30’a randevu almamın daha mümkün olabileceğini söylemişti ofis sorumlumuz bende öyle yaptım ama ne zaman denesem randevular en erken 9’a vardı. Bende ne yapayım 9’a aldım randevumu mecbur. Yeni randevumun tarihi 28 Mayıs 2018 idi. Randevumu 18 Mayıs 2018 tarihinde almıştım. Yani, tam 10 gün sonrasına. 22 Mayıs’ta Ankara’ya hızlı tren biletimi TCDD’nin online sitesi üzerinden 24 TL’ye almıştım.
“Hacettepe deki İlk Randevum”
Gelelim Ankara’ya gittiğim zamana ya da salak gibi İl Göç İdaresinden yol izini almayı unuttuğum için az kalsın gidemeyişime. Randevum, 28 Mayıs tarihi yani Pazartesi gününe denk geldi. Bir önceki hafta Cuma günü saat dört gibi ofiste arkadaşlar ile oturuyorken, ofisimizin Sosyal Hizmet Uzmanı aynı zamanda da biricik manevi annem “Canım, sen İl Göçten izin aldın değil mi” diye sordu. Bendeki şoku ve hüsranı hayal edebilirsiniz. Randevu almak için o kadar uğraşmışım, bir an önce randevuma gitmek için can atıyorum ve her mültecinin yapması gereken temel şeylerden biri olan yol iznini almayı unuttum ve az kalsın randevumu kaçırıyordum. İl Göç saat 13.00’ten sonra yol izni vermiyordu o zamanlar ve saat olmuş akşamüstü dört! Bu işi çözse çözse ASAM’dakiler çözer dedim ve hemen orada saha çalışanı olarak görev alan çok sevdiğim bir arkadaşımı arayıp ne yapabiliriz diye sordum. O da tamam ben İl Göç ile bir konuşayım dedi ama sen koşa koşa hemen oraya git çünkü akşamüstü 5’te kapatıyorlar dedi. Ben de şimşek hızı ile ASAM’a gittim, oradan yol izin dilekçesi aldıktan sonra da direk İl Göç’e gittim. Bir birlerine çok yakınlar zaten. Neyse ki izini verdiler ama sosyal hizmet uzmanımız olmasa hayatta aklıma gelmezdi çünkü BERBAT bir hafızam vardır. Neyse, yol iznini de aldım artık gitmeye hazırdım.
Pazartesi sabahı saat 6.20’de trene bindim ve bir buçuk saat sonra oradaydım. Trenden indikten sonra hemen taksi ile Hacettepe’ye geçtim. Tren garından Hacettepe’ye taksi 13 tl tuttu. İç Hastalıkları kapısının hemen önünde indim. Sıra numarası alıp o zaman bizim Ankara ofiste çalışan ve benim için çok değerli olan arkadaşımı bekledim. Daha önce bana eşlik edebilir mi diye sormuştum ona, o da evet demişti. Nedense hastanelerde yalnız olmayı hiç sevmiyorum. Arkadaşımın orada olması benim için çok iyi oldu. O arkadaşım ile biz çok eğleniyoruz beraber o yüzden o gün hastane baya eğlenceli geçmişti. Yaklaşık bir yarım saat ya da 45 dakika bekledikten sonra doktorun yanına girdim. Hangi doktora gideceğiniz sıra numaranızın belirdiği ekranda gözüküyor. Sıra numaranızın hemen yanında. Benim muaynemi yapan doktor genç bir stajyerdi. Tatlı biriydi, ne yapması gerektiğini çok fazla bilmediği belliydi ama ne bileyim beni güvende hissettirdi. Oturduktan sonra “Şikâyet nedir?” diye sordu, bende “trans kadınım ve hormon tedavisine başlamak istiyorum” diye yanıt verdim. Kısa ve öz, huh? Ondan sonra bilgisayarda trans bireyler için oluşturulan bir form açtı anladığım kadarıyla ve bir sürü soru sormaya başladı. Trans olduğunuzu ne zaman anladığınızdan tutun, penis boyunuza kadar her şeyi soruyor. Sorduğu soruların hepsini hatırlamıyorum ne yazık ki ama aklıma gelenleri aşağıda listelemeye çalışacağım:
-Anne babanızda bilinen bir hastalık var mıydı?
-Trans olduğunuzu ne zaman anladınız?
-Daha önce hiç hormon aldınız mı?
-Daha önce ameliyat geçirdiniz mi?
-Gelecekte cinsiyet geçiş ameliyatı olmayı düşünüyor musunuz?
-Yaşıtlarınız ile aranızda onlarda olup da sizde olmayan ya da sizde olup da onlarda olmayan bir şeyler fark ettiniz mi?
-Kıllanmanız yaşıtlarınız ile aynı zaman da mı başladı?
Dediğim gibi, bir sürü soru sordu ve benim hatırladığım bunlar. Sorgu faslından sonra penisimi muayene etti ve tansiyonumu ölçtü. Sanırım penisinizi interseks olup olmadığınızı anlamak için görmek istiyorlar. Bu arada, bu penisi muayene etme olayı beni inanılmaz rahatsız etti. Ben daha kendi penisime doğru düzgün bakamıyorken kaldı ki hayatımda ilk kez gördüğüm birine mi göstereceğim? Ama mecbur gösterdim ve penis boyum normalmiş. Asistanın işi bittikten sonra, uzman doktoru çağırdı, O da bilgisayara yapılacak testlerin ve yönlendirmelerin girişini yaptı. Sonra da sekretere gidip yönlendirme kâğıtlarını aldım. Bunlardan üç tane vardı. Kan, Radyoloji ve Psikiyatri bölümüne yönlendirmeler. Endokrinoloji bölümüne en yakın olduğu ve aynı binada oldukları için ilk kan tahlilini yaptırmaya gittim. Endokrin muayenem bittiğinde saat 10.15 gibi falandı. O zaman kan tahlili yaptırıp yaptıramayacağımdan tam emin değildim. Ama sıra numarası aldığınız ekranda üç tane seçenek vardı. Birisi kan tahlili, diğeri de “Endokrin Açlık Testi” gibi bir şeydi, üçüncü de Enfeksiyon ile ilgili bir şeydi tam hatırlamıyorum. Baya ama baya uzun bir sıra vardı ben de boşu boşuna beklememek için birine sorup emin olmak istedim. Biraz bekledim ve içeriden iki tane kadın çıktı ve onlara sordum: “Hayır, Endokrinoloji bölümünden yönlendirildiyseniz 8 ile 9.30 arasında gelmeniz gerekiyor” dediler. O yüzden kan tahlili bir sonraki güne ertelenmiş oldu. Zaten İl Göç’ten iki günlüğüne izin almıştım ne olur ne olmaz diye. Her defasında öyle yapıyorum. Bu arada bir şeyleri unutmuşum. Bunların herhangi birini yapmadan önce Endokrinoloji bölümü sekreterliği ile konuştum. Online randevu aldığımı söylemek ve bana sıra numarası vermesi için. O da bana ilk önce Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne gidip dosya açtırmam gerektiğini söyledi. Hastanede ilk kez işlem yaptıracağım için. Uluslararası İlişkiler bölümü başka bir binada. İç Hastalıkları binasının az ilerisinde. Oraya gidip hasta kabul formu denen bir şey aldım. Onu alıp öyle sıra numarası alabildim. Neyse, dönelim kaldığımız yere. Kan tahlilimi yaptıramadıktan sonra Radyoloji bölümüne gittim randevu almak için. Oranın iki tane sekreterliği varmış, birisi parasız birisi de paralı yani özel randevular için. İlk gittiğim sekreter paralı randevu verdiğini söyleyip diğer sekretere yönlendirdi beni. O da ta 18 Temmuz’a randevu verdi. Tamam deyip arkamı dönüp giderken o kadar bekleyemeyeceğimi düşündüm ve tekrar sekretere dönüp “Peki ücretli randevunun ücreti ne kadar ve ne zamana randevu verebilirsiniz bana” diye sordum. O da ücretli istersem yarın, yani 29 Mayıs saat 15.45’e randevu verebileceğini söyledi. Fiyatı da 100 TL’ymiş. Bende tamam olur dedim ve içim ne kadar el vermese de gidip vezneye 100 TL’yi verdim. Çünkü gerçekten o kadar bekleyemezdim ve o sıralar paraya ne kadar sıkışık olsam da verdim 100 TL’yi ve bu da paranın bu süreçte işlerinizi ne kadar hızlandıracağının bir kanıtı. Neyse, Radyoloji bölümünü de hallettikten sonra Psikiyatri bölümüne gittim. Onlar da 18 Haziran’a randevu verdiler. Onu da ücretli almak istedim, ertesi güne verirler ve tüm işlerimi aynı günde hallederim diye umdum ama umduğum gibi olmadı. O bölümde özel hizmet veren birilerinin olmadığını söylediler. Ben de tamam 18 Haziran olur deyip randevumu aldım.
Gelelim 29 Mayıs Salı gününe. Sabah erkenden kalkıp 8 gibi hastanede oldum. O saatte hastane çok daha sakindi. Sıra numarası alıp hemen kanımı vermiştim. Kan verdikten sonra arkadaşım ile bizim Ankara ofise geçtik. Evet, canım arkadaşım o gün de benimle hastaneye geldi ve kan verirken elimi tuttu. Arkadaşım ile öğle yemeğimizi yedikten sonra ben Radyoloji randevuma gittim. Radyolojide mesanenin ultrasonunu çekiyorlarmış. Zorlasan 5 dakika bile sürmedi. Mesanem problemsiz çıktı. Bir de bunun için 100 TL verdim. Ben çok daha uzun ve komplike bir şeyler bekliyordum. Radyoloji de işim bittikten sonra Endokrinoloji bölümüne gitmem söylendi, ben de oraya gittim. Bana hormon değerlerimin normal olduğunu, konsey kararı çıkmadan hormon tedavisinin başlama kararını veremediklerini, konsey kararının da Psikiyatri bölümünde çıktığını, konseyin onayı durumunda hormona başlayabileceğimi söylediler.

